DOLAR 7,6412
EURO 9,3437
ALTIN 460,39
BIST 1.418
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 13°C
Parçalı Bulutlu

‘Kanser hastaları ağrıyla baş etmek zorunda değil’

‘Kanser hastaları ağrıyla baş etmek zorunda değil’
24.12.2020
1
A+
A-

Medipol Mega Üniversitesi Hastanesi Algoloji (Ağrı tedavisi) Bölümünden Prof. Dr. Haci Ahmet Alıcı, kanser ağrılarının tedavisine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Alıcı, her yıl yaklaşık 9 milyon yeni kanser tanısı konulduğuna işaret ederek “Kanser vücudumuzun çeşitli bölgelerindeki organ veya dokulardaki hücrelerin düzensiz olarak bölünüp kontrolsüz çoğalması ile oluşan kötü hücrelerin oluşturduğu bir hastalık grubudur. Dünya Sağlık Örgütü istatistiklerine göre dünyada her yıl 9 milyon civarında yeni kanser tanısı konuluyor. Çağımızın önemli bir sağlık sorunu. Gerek hastalığın kendisi gerekse de oluşturduğu psikolojik, sosyal problemler büyük sıkıntı ve acılara sebep oluyor. Kanserin sebep olduğu ağrı bu hastalığın doktora ilk başvuru sebebi olabilir. Çoğu zaman ağrı hastalığın ilerleyen zamanlarında ortaya çıkar ve hastanın yaşamsal faaliyetlerini ve tedavisini engelleyebilir” dedi.

“Ağrının altında 3 neden yatıyor”
Kanser hastalarında ağrı görülme sıklığına da değinen Prof. Dr. Alıcı, sözlerine şöyle devam etti: “Ağrı kanser hastalarında önemli bir şikayet olup, hastaların yüzde 30 ila 45’inde erken dönemde ortaya çıkabilirken, geç dönem hastalarının yüzde 75 ila 90’ında bir sorun olarak karşımıza çıkabiliyor. Bu ağrıların şiddeti yüzde 50 hastada orta-ciddi olarak tanımlanırken, hastaların yüzde 30’unda ağrılar ciddi ve dayanılamayacak kadar şiddetli olabilir. Maalesef kanser ağrısı çeken hastaların yüzde 50’si yeterli ağrı tedavisi alamamaktadır. Kanser ağrısı üç nedene bağlı olarak meydana gelir. Yüzde 77 tümörün kendisine, yüzde 19’u kanser tedavisi sırasında uygulanan cerrahi, kemoterapi ve radyoterapiye, son olarak yüzde 4’ü ise kanser dışı nedenlere bağlıdır. Tümörler, dolaşım bozukluğu yaparak, metastazlara bağlı kemik kırıklarına neden olarak, iltihabi reaksiyona yol açıyor ve sinirlere bası yaparak, içi boş organların (mide ve bağırsaklar) veya çeşitli kanalların (safra kanalları) tıkanmasına yol açarak ağrıya sebep olurlar”.

“İlk adım basamak tedavi yöntemi”
Prof. Dr. Alıcı, kanser hastalarının ağrılarında medikal tedavi, girişimsel ve ablatif yöntemler kullandıklarını belirterek, “Medikal tedavide analjezik ilaçları yani ağrı kesicileri kullanıyoruz. Ağrı kesiciler kanser ağrılarının yaklaşık yüzde 70-85’inde etkilidir. DSÖ’nün 1986’da yayınladığı ve daha sonra revize ettiği önerileri doğrultusunda ‘Basamak tedavi’ yöntemi kullanılıyor. Eğer ‘Basamak tedavi’ yetersiz kalırsa girişimsel yöntemler tercih edilmeli. Ancak her basamak tedavisinde ayrıca girişimsel işlemler ilave edilebilir veya girişimsel işlemler bir 4’üncü basamak olarak da kullanılabilir. Gerek ilaç tedavisiyle gerekse girişimsel yöntemlerle kanser ağrılarının tedavisinden son derece başarılı sonuçlar alınıyor. DSÖ’nün kanser ağrısının tedavisinde önerdiği basamak prensibine göre; 3’üncü basamakta uygulanan oral yolla alınan ilaçlar yetersiz olduğunda ağrı pompası (port ve pompalarla morfin ve benzeri ilaçların beyin omurilik sıvısına verilmesi), bu yöntem de yetersiz olursa nörolitik (sinir tahrip ederek) sinir blokları, nöromodülasyon ve nöroablasyon yöntemleri kullanılır” diye konuştu.

“Cerrahi yöntemler de uygulanabilir”
Bazı kanser ağrı türlerinin tedavisinde cerrahi, radyasyon ve anestetik tekniklerin yararlı olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Alıcı, “Cerrahi, tümörlerin boyutunu küçültmek, tümörü sindirim sistemini tıkama yolunun dışına çıkarmak, sinirler üzerindeki baskıyı hafifletmek veya kanser büyümesiyle ilgili sıvıları (asitler) boşaltmak için kullanılabilir. Bazen cerrahi, kemik veya spinal metastazlardan kaynaklanan ağrıyı azaltmak için radyasyon veya kemoterapi ile tedavi edilen kemikleri stabilize etmek için de kullanılır. Kanser ağrılarında kullanılan girişimsel yöntemler, özellikle ameliyathane odalarında olmak üzere özel alanlarda Floroskopi, USG, bilgisayarlı tomografi gibi aletler eşliğinde özel iğneler ve aletler kullanarak yapılan işlemlerdir. Bunlar ağrı kesici uygulanarak sedasyon ve lokal anestezi altında hastalarla iletişim kurularak yapılan işlemlerdir. Çoğunlukla cilde herhangi bir kesi yapılmadan yapılır. Lokal anestezi ve sedasyon altında yapıldığı için uygulama sırasında hastaların ağrı, acı duyma oranı çok düşüktür ve o anı hatırlamazlar” şeklinde konuştu.

“Morfin pompası, sinir blokları, omirilik pili”
Prof. Dr. Alıcı, kanser ağrısını hafifletmek için kullanılan girişimsel yöntemlerin 4 ana kategoriye ayrıldığına dikkati çekerek, “Kanser hastalarının bir kısmında ağız yoluyla, cilt üzerinden, rektal ve parenteral kullanılan morfin benzeri ilaçlarla yeterli ağrı giderme sağlanamayabilir. Bu hastalarda veya tahammül edilemeyen yan etkiler oluştuğunda morfin benzeri ilaçlar epidural veya intratekal (Beyin omurilik sıvısı içine) yolla uygulanır. Morfin pompaları uzun süreli kullanım için uygun yöntemlerden biridir. Burada ilk önce ince bir kateter yukarıda söz edilen epidural veya intratekal bölgeye yerleştirilir. Sonra bu kateter cilt altına yerleştirilen bir porta veya pompaya bağlanır. Bu yöntemin en önemli özelliği ağızdan alınan doza göre yüz misli daha kuvvetli olmasıdır. Kanserde farklı ağrı sendromları da oluşabilir. Bu sendromlarda tek başlarına veya morfin gibi ilaçların dozunu azaltmak amacı ile lokal anestezik ve steroid ile sinir blokları uygulanır. Yine ağrıyı ileten sinirlere radyofrekans termokoagülasyon ile sinir yakılabilir. Diğer yöntemlere dirençli ağrılarda ise omurilik pili dediğimiz özel elektrotların omurilik etrafına yerleştirilerek bazı sinirlerin uyarılmasıyla ağrının tedavi edilmesi esasına dayanır. Son olarak ablatif yöntemler de kullanılabilir” dedi.

Ablatif yöntemler
Ablatif yöntemlernden bahseden Prof. Dr. Alıcı, “Kimyasal rizotomi de omurilik zarlarından duramater üzerine veya beyin omurilik sıvısı içine nörolitik solüsyon dediğimiz alkol enjeksiyonları yapılır. Ancak yüzde 50 oranında başarılı olabilir. Menenjit, araknoidit ve felç gelişebilir. Bel ve kalça bölgesine güçsüzlük büyük küçük abdest kaçırma, temas duyusunun kaybı ve disestezi olabilir. Kordotomi ise boyun bölgesinden omuriliğe girilerek ağrıyı ileten sinirlerin perkütan radyofrekans termokoagülasyon ile tahribatı sonucu, karşı vücut yarısında ağrı ve sıcaklık duyusu durdurulur. Üst ve alt ekstremite ve gövdedeki tek taraflı ağrılarda uygundur. Başarı oranı yüzde 80 ila 90’dır. Etkisi bir yıl kadar sürer. Güçsüzlük, ataksi, mesane disfonksiyonu, disestezik ağrı, solunum sistemi disfonksiyonu en önemli komplikasyonlarıdır” açıklamalarında bulundu.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.