DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 33°C
Parçalı Bulutlu

‘Aort kapak tedavisinde hastanın yaşı tedaviyi belirliyor’

‘Aort kapak tedavisinde hastanın yaşı tedaviyi belirliyor’
25.02.2022
67
A+
A-

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Bölümünden Prof. Dr. Mustafa Güden, ağır kapak hastalıkları ve güncel tedavilerine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Güden, “Ağır kapak hastalıkları darlık ve yetmezlik şeklinde seyredebilir. Her aort kapak hastalığında acil ameliyat gerekliliği yoktur. Bazen hastaları uzun süre takip etmekteyiz. Burada en önemli teşhis yöntemi de ekokardiyografidir. Ayrıca darlık miktarının veya yetmezliğin artışı ve bundan kalbin ne kadar etkilendiğine göre karar veriyoruz. Ağır kapak hastalığı başladığında ister yetmezlik ister darlık olsun hastalar genellikle takip edilir. Süreç ilerlediğinde yani darlık veya yetmezlik arttığında duruma göre ameliyat veya herhangi bir girişim için karar verilir” diye konuştu.

“Cerrahide standart kesi veya minimal invaziv uygulanabilir”

Günümüzde aort kapak hastalıkları tedavisinde ilk tercihin cerrahi olduğunu belirten Prof. Dr. Güden, sözlerine şöyle devam etti: “Özellikle 75 yaş altı hastalarımızda şayet ameliyat olmasına engel bir durum yok ise ilk tercihimiz cerrahidir. Çünkü yapılan araştırmalarda biliniyor ki cerrahi olarak kapağın değiştirilmesi veya tamir edilmesi uzun dönem sonuçları açısından daha avantajlıdır. Cerrahi içinde de farklı yöntemler vardır. Birinci yöntem standart olarak göğüs kemiğinin tamamının kesilerek yapılmasıdır. Bu yöntemde 15 ila 17 santimetrelik yaralar olur. Diğer yöntem de minimal invaziv dediğimiz göğüs kemiğinin 1/3 kısmının küçük kesiyle açılarak yapılmasıdır. Bir de sağ göğüs tarafından 5 ila 6 santimetrelik yara ile aort kapak değişimi veya tamiri de yapılabilir”.

“Genç hastalarda cerrahi daha avantajlı”

Prof. Dr. Güden, cerrahiye uygun olmayan hastalarda yürüttükleri süreci ise şu şekilde açıkladı: “Aort kapak hastalığı için ameliyat olması konusunda karar verilmiş hastalar bize başvurduğunda ilk önce hastaları ameliyat açısından değerlendiriyoruz. Şayet beklenilenden daha yüksek bir risk çıkacak olursa hastalara başka bir tedavi yöntemi tavsiye ediyoruz. Özellikle 75 yaş altındaki hastalarımızda ilk tercihimiz ameliyat ancak anestezi veya ameliyat hazırlığında engel olacak bir durum varsa başka yöntemlere müracaat ediyoruz. İkinci bir seçenek de cerrahi olmayan yani kateter yöntemi ile kapağın yerleştirilmesi işlemidir. Bu yönteme TAVI denir. Bu işlemde aynı koroner anjiyo gibi kasıktan girilir ve aort kapak değişimi yapılır. TAVI işleminin riski sıfır olmasa da cerrahiye göre biraz daha düşüktür. Bu nedenle TAVI işlemi daha çok 75 hatta 80 yaş üstü ameliyat olamayacak hasta grubunda tercih ediliyor. TAVI işleminin gençlerde tercih edilememesinin sebebi, uzun dönem sonuçlara baktığımızda, cerrahi olarak değiştirilen kapaklardan daha iyi olmamasıdır. Ancak yüksek risk grubunda bulunanlarda özellikle yaşı ileri olanlarda TAVI yöntemi bir tercih konusudur”.

“Mekanik kapak ve biyoprotezin başarı oranı yaşa bağlı”
Cerrahide uygulanan yöntemin ve tercih edilen kapak çeşidinin hastaya göre tercih edildiğini belirten Prof. Dr. Güden, “Cerrahide ilk tercih eğer kapakta ileri derecede kireçlenme yok ise tamir edilmesidir ki bu hastalar için büyük bir avantajdır. İkinci tercih de hastanın yaşına göre kapağın değiştirilmesidir. Özellikle 65 yaş altına mekanik kapakların, 65 yaş üzerine ise biyoprotez denilen kapakların kullanılması tavsiye edilir. Biyoprotez kapaklardaki en büyük avantaj kan sulandırıcı kullanılmasına gerek duyulmamasıdır. 50 yaş ile 65 yaş arasındaki hastalar ise gri bölgededir ve biyolojik kapakların kullanımı söz konusu olabilir. Burada da hastanın tercihi oldukça önemlidir. Biyoprotezlerin 65 yaş üzerinde tavsiye edilmesinin sebebi ise 65 yaş üstündeki hastalarda 20 yılda yüzde 80 ila 85 oranlarına kadar dayanabiliyor, sadece yüzde 15 ila 20 civarında bozulabiliyor. Ama 65 yaş altındaki hastalarda bu oranlar 10-15 yıl içinde yüzde 20 dayanabiliyor. 50 yaşın altında ise biyoprotezlerin dayanma süresi 10 yılda yüzde 50’lere düşüyor. O yüzden burada sınıflama olarak 50 yaşına kadar mekanik kapaklar, 50 ile 60 yaş arasında her ikisi, 65 yaş üzerinde herhangi başka bir sebep yok ise kesinlikle biyoprotez kullanılmasını tavsiye ediyoruz” ifadelerini kullandı.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.